/  Genel  /  Müstesna Bir İzah
Genel

Müstesna Bir İzah

Yazar
Yavuz Adugit
yadugit
12

“Her neye ki bir insan yaşantılarıyla ulaşamıyor, ona kulakları da kapalıdır.” Ne canlı bir tespit! Ne güçlü bir anlatı! Yalnızca bu söz bile Nietzsche’ye büyük düşünür demek için yeterli bir nedendir. Çok zekice bir tespit olduğu için değil, çok derin bir yaşantı barındırdığı için. Fakat aynı zamanda çok sert bir paradoks… Bu cazibeli vecizeyi anlamak için zaten onu deneyimlemek gerekir. Duymanın bu koşulu gerektirdiğini, bizzat onu yaşamayanın duyamayacağı bir kelam… Yine de Nietzsche’nin armağanı değerinde bir şey kaybediyor değildir. Zira yaşam ile bilgi arasındaki dolaysız bağın pürüzsüz aynasını insanlığa sunarak, yaşamı anlamanın bütün olanaklarını tüm çıplaklığıyla gözler önüne serer. Nietzsche şöyle buyurur: Her yaşantı, sözler ile kulaklar arasında bir köprüdür. Bu bir talep değildir, bir tespittir. Fakat davet içerir; gevşek yaşamların içinde saklı duran yoğun canlılık boy göstermeli.

Bütün yaşantıların tohumunun kendi gönlüne ekili olduğunu bilmeyen kişi, yaşamın merkezine, o en derin yerine nasıl ulaşsın? İşgüzar bir retoriğe indirgediği sözlerin fiiliyatını nasıl hissetsin? Her şey, ama her şey çok amiyane… Kendisi de dahil bütün var olanlar birer görüntüdür, bütün söylemler birer lakırdı… Filozofun sistemi, bilgenin vecizeleri, romancının romanları, şairin dizeleri kupkuru sözcüklerle inşa edilmiş yalancı bir dünya gibi gelir ona. Hiçbir kitapta hiçbir engelle karşılaşmaz; hiçbir sayfayı hissetmez parmakları, yalnızca temas ederek kayıp gider. Harfler cansızdır, sözcükler de… Ciddi yazılmış her kitabın sayfaları arasında dolaşan her bir kelimenin, yaşama kısık ve hükmedici gözlerle bakan her bilgenin dudakları arasından yumuşak bir biçimde dökülüveren her bir sözcüğün kanla beslendiğini söyleyen birinin gözlerinin içine donuk ifadeyle bakarak başını eğer, yüzünü çevirir, farklı bir kaygının peşinden sürüklenir. Gevşeklikte rüşdünü ispatlamış kişi, taviz vermezliğine halel getirmez. Oysa yaşama dair söylenen her söz, ancak onunla yaşam düzeyinde karşılaşılırsa anlaşılabilir. Yaşantılar, yaşamı okunur hale getirir. Ezbere yaşamaktan kaynaklanan “bilginin kitaplardan çıkarıldığı” sloganı iflah olmaz bir hata ve zor fark edilebilir bir aldatmacadır. Halbuki bilgi hayattan kitaplara akar, yaşamdan gelir. Her ölümle, her aşkla, her sevgiyle, her kinle, her öfkeyle, her trajediyle, her komediyle, her dramla bilgiyle aramızdaki mesafe erir. Bilmek, zaten hayata katılmak demektir. Yaşantı bilgisi kişinin damarlarından geçer, hücrelerine yayılır, bedeninden süzülerek ruhunu ele geçirir. Yalnızca başkasının sesiyle keşfedilen hakikatin ruha tesir etmesi imkansızdır. Ruhun, sözlerle dolaylı, yaşantılarla doğrudan bir bağı vardır. Sıradan sözlerin yaşantılar içinde derin anlamlar taşıdığını keşfetmek şaşırtıcı olmamalıdır. Öyleyse etikle ilgilendiği halde, erdemli olmayı beceremeyen insanlar karşısında şaşırmak için hiçbir neden yoktur. Etikçinin de ezbere yaşamadığını kim iddia edebilir? Kavramların ruhlarına dokunmadığı kişileri ezbere yaşama alışkanlığından vazgeçirmenin olanağı yoktur. Bir konuşmacıysa böyle biri, dinleyin ve sonra kendi haline bırakın! Bir dinleyiciyse, anlatmak zorundaysanız ona, gözlerine bakın, anlatın, ama umut etmeden uzaklaşın!

Şeyler ve İnsanlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir