/  Genel  /  Denizin İçinde Olmak
Genel

Denizin İçinde Olmak

Yazar
Yavuz Adugit
yadugit
3

Yanaşılır, gözlere bakılır. Uysallık yayılır yüzlere; içten, samimi,
aydınlık yüzlere… Tebessüm çarpar, büyüler… İki insan kenetlenir. Dudaklar arasında sıcaklığı yayılır ruhun. Tenin içtenliği hissedilir yakınlıktan. İnce bir hassasiyet… Suskun, çocuksu… Beden ile ruh arasındaki ritm bütün çıplaklığıyla hissedilir. Müstesna… Şevk…Ve heyecan hüküm sürer. Gözler kapanır. Ama temaşa edilir hislerle endamlar. Zaman unutulur, mekanın dışına çıkılır. Şeylerin hırçın varoluşuna mutlak kayıtsızlık… Dünyanın dışında olmak…

Sonra ilk kelimeler dökülüverir dudaklar arasında. Ete kemiğe
bürünür iki varlık. Ve uzaklık belirir. Demek asıl uzaklaşma yakınlık esnasında gerçekleşir. Basit şeylerin anlaşılması derin deneyimler gerektirir. Yaşam küçük hakikatlerin izinden yürür. Artık bütün sadelik kaybolur, açıklığın üstünü sis bürür, muğlaklık belirir. Yakınlık kurma teşebbüsü uyanır. Fakat bir kere doğan pürüz artık mutlak bir iz bırakır. Uzaklaşma mecburiyeti varlığını hissettirince, sorunsuz yakınlık bütün gücünü kaybeder. Uzaklaşma ile yakınlaşma eğilimi arasındaki gerilim her tarafa yayılır. Kuşkunun ağırlığı bunaltır. Zira insanın kendinden emin olması biraz da ötekinin denetimindedir. Kafa karışıklığı, çatışma, tutarsızlık, kararsızlık her zaman insanın yapmak istediklerini belirleyememesinden doğmaz, başkalarının yapıp ettiklerine anlam verememesinden de doğar. Neden ne olursa olsun, duyguların çatışması düşünsel belirsizliğin sonucudur. Zihinsel berraklık güçlü duygular yaratır. Onur adına arzulardan kaçma, sevgiden emin olma adına oyun oynama, geri itilme korkusuyla mesafe koyma, dokunmak için sahici duyguyu gizleyen bir bahane arama, kendini ele vermeme tedirginliğine teslim olma… Oysa sevginin
besini değil, zehiridir kuşku. Ve her türden ilişkinin düşmanı…

Deniz’in içinde olmak, sırılsıklam ve dağınık… Boğulma tehlikesi… Kuşatılma, çırpınış, mücadele… Sürekli hareket halinde olma, sürekli çabalama… Bitimsiz, geleceksiz… Nedeni ve ereği bilinmeyen mecburi bir yürüyüş yalnızca mide bulandırır. Can sıkıcı, umutsuzluk yaratıcı… Azap, bir kez daha azap… Karar verme kabiliyetinde olması insanın trajik durumunun en ağır nedenidir. Kararın bizatihi kendisi yeterince meşakkatliyken, sonuçlar da yaratması sinir bozucudur. Dahası kararlarının sonuçlar yaratacağının, sonuçların bunaltıcı olma ihtimalinin düşük olmadığının bilincindedir insan. Yük üstüne yük… Ceza, çile… Fakat zorunluluk söz konusu… Karar seçenek varsayar, ama kendisi seçenek dahilinde değildir. Alır kararı insan. Ama genelde canı yanar. Belki ferahlatıcı bir sonuçla karşılaşır ilkin, belki bir süre sonra ferahlar, ama tüm ferahlığın akıbetinde yinede yakıcı olandan kaçamaz. Karar verir, ama karar verme sürecinde binlerce etmenle boğuşur. Birini mantıklı bulur, ötekini eler, mantıklı bulduğunu çelen bir başkasıyla karşılaşır, mantıklı bulduğunun mantıksız olduğunu görür, mantıklı olan ikisinin çatıştığını tespit eder, ikisinin de dokunacağı yaşantı sayısızdır, ama kayda değer olmayacak kadar küçük bir kısmını fark eder. Gider, gelir, yürür, duraklar,
dinlenir, bekler, umutla erteler. Ama eninde sonunda takılır bir engele. İsteyip istemediğini tam olarak bilememe… Arzulama ile vazgeçme… Yaşama dair küçük de olsa bir bilinç konusunda bütün “umutlarını” sanata bağlamalı insan. Sanat kalıpları zamanı, mekanı, önyargıları bertaraf eden bir gözdür yaşama dönük. Gerçek olanın dışındaki gerçeklik…

“Deniz” bir sahne olmalıydı bu dünyada. Ve bir karakter olmalıydın bir oyunda, bir karakter olmalıydım aynı oyunda.
Oyun bitmeliydi sonra. Dağınık halimi toparlamalıydım, selam vermeliydim etrafa, gerçekliğe. Ama heyhat! Yaşamın kendisi zaten bir oyun… Oyun ise hakikat… Yaşam benimle oynuyor, ben de yaşam içinde oynuyorum. Yaşam beni denetliyor, oyunsa benim denetimimde… Çaresizlikten doğan öfke… Deneyim elzem olduğu zaman henüz deneyim değildir, deneyim olduğunda da elzem değildir. İşte insan varoluşunun gerçek büyük paradoksu!

Şeyler ve İnsanlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir